İnsanın doğası özgür iradeyle seçim yapabilmeyi ister (insan doğası son yıllarda değişmiştir ama bu konumuzun şimdilik dışında; bu kısım aynı kalmıştır.), dolayısıyla özgür iradesini kısıtlayan her olgu, ortam ve kural onun bir şekilde nihai mutluluğa ulaşmasına engel olmaktadır ve her türlü mutsuzluğun altında da aslında bu neden yatmaktadır.
Örneğin, zenginliğin her zaman mutluluğu getirmemesi de bu yüzdendir. Kişi maddi açıdan her istediğini yapabiliyor olsa da ailevi ya da başka nedenlerden ötürü istediği gibi davranamıyorsa nihai mutluluğa erişmesi zordur. Çok para kazanan ama sürekli çalışan ve iş dışında istediği şeylere zaman ayıramayan insanların çoğu zaman istedikleri kadar mutlu olmamaları gibi (hakikaten tek istediği para kazanmaksa durum değişir tabi, ancak ben boyle birisini hic gormedim...)
Aynı şekilde, fakirlik de başlı başına özgür irade kısıtlayıcı bir etmen olduğu için fakirlerin çoğu aynı zaman da mutsuzdurlar, maddi imkansızlıklardan otürü normalde özgür iradesiyle seçeceği şeyleri seçemediği için kişi mutsuzlaşır, bazen bu kıskançlığa hatta suç işlemeye kadar götürebilir. Diğer yandan, özgür iradesiyle seçtikleri elindeki kısıtlı imkanlarla örtüşen, diğer bir değişle "aza tamah eden" insanlarsa ne kadar fakir olurlarsa olsunlar mutluluğun getirdiği hazzı yaşarlar.
Diğer bir örnek olarak da kişinin inancını ya da politik görüşünü verebiliriz. Normalde özgür iradesiyle seçeceği şeyleri dini inancının ya da politik görüşünün etkisiyle seçmeyen insanlar içten içe bunun huzursuzluğunu duyarlar ve ötekileştirmeye de çok daha yatkındırlar. Bu insanlar (dindar olanlar için), dini vecibelerini yerine getirirken büyük ihtimalle içlerinde huzuru hissederler (çünkü o sırada kısıtlamaların etkileri geçici olarak ortadan kalkmıştır) ancak daha sonrasında kısıtlamalar geri döndüğünde tekrar huzursuzluğu hissetmeye başlarlar. Yine "aza tamah eden", yani dini inancının ya da politik görüşünün getirdiği kısıtlamaların ötesindekileri hakikaten istemeyen, onlarda gözü olmayan dindar/politik insanlar daha barışçıl ve ötekileştirmeyen insanlardır.
Tabi bundan mutlu kalmak için sürekli aza tamah etmemiz gerektiği anlamını çıkarmamamız lazım. İhtiyacını hissediyorsak her zaman daha fazlasını istemeliyiz ve bunun için çalışmalıyız, ancak bu istekler yüzünden gelecek korkusu geliştirmek ve kendimizi strese sokmak bizi mutluluk yolculuğunda geriye düşürecektir, en önemlisi de değişimden korkmamalı ve isteklerimizi aslında ne kadar istediğimizi ve buna bağlı olaraktan önümüze konulmuş tüm kuralları kalp-beyin ekseninde (kısaca içgüdülerimizle) tarafsızca sorgulayabilmeliyiz.
Örneğin, zenginliğin her zaman mutluluğu getirmemesi de bu yüzdendir. Kişi maddi açıdan her istediğini yapabiliyor olsa da ailevi ya da başka nedenlerden ötürü istediği gibi davranamıyorsa nihai mutluluğa erişmesi zordur. Çok para kazanan ama sürekli çalışan ve iş dışında istediği şeylere zaman ayıramayan insanların çoğu zaman istedikleri kadar mutlu olmamaları gibi (hakikaten tek istediği para kazanmaksa durum değişir tabi, ancak ben boyle birisini hic gormedim...)
Aynı şekilde, fakirlik de başlı başına özgür irade kısıtlayıcı bir etmen olduğu için fakirlerin çoğu aynı zaman da mutsuzdurlar, maddi imkansızlıklardan otürü normalde özgür iradesiyle seçeceği şeyleri seçemediği için kişi mutsuzlaşır, bazen bu kıskançlığa hatta suç işlemeye kadar götürebilir. Diğer yandan, özgür iradesiyle seçtikleri elindeki kısıtlı imkanlarla örtüşen, diğer bir değişle "aza tamah eden" insanlarsa ne kadar fakir olurlarsa olsunlar mutluluğun getirdiği hazzı yaşarlar.
Diğer bir örnek olarak da kişinin inancını ya da politik görüşünü verebiliriz. Normalde özgür iradesiyle seçeceği şeyleri dini inancının ya da politik görüşünün etkisiyle seçmeyen insanlar içten içe bunun huzursuzluğunu duyarlar ve ötekileştirmeye de çok daha yatkındırlar. Bu insanlar (dindar olanlar için), dini vecibelerini yerine getirirken büyük ihtimalle içlerinde huzuru hissederler (çünkü o sırada kısıtlamaların etkileri geçici olarak ortadan kalkmıştır) ancak daha sonrasında kısıtlamalar geri döndüğünde tekrar huzursuzluğu hissetmeye başlarlar. Yine "aza tamah eden", yani dini inancının ya da politik görüşünün getirdiği kısıtlamaların ötesindekileri hakikaten istemeyen, onlarda gözü olmayan dindar/politik insanlar daha barışçıl ve ötekileştirmeyen insanlardır.
Tabi bundan mutlu kalmak için sürekli aza tamah etmemiz gerektiği anlamını çıkarmamamız lazım. İhtiyacını hissediyorsak her zaman daha fazlasını istemeliyiz ve bunun için çalışmalıyız, ancak bu istekler yüzünden gelecek korkusu geliştirmek ve kendimizi strese sokmak bizi mutluluk yolculuğunda geriye düşürecektir, en önemlisi de değişimden korkmamalı ve isteklerimizi aslında ne kadar istediğimizi ve buna bağlı olaraktan önümüze konulmuş tüm kuralları kalp-beyin ekseninde (kısaca içgüdülerimizle) tarafsızca sorgulayabilmeliyiz.